İçeriğe geç
Ordu Penceresi

Ordu’yu günlük hayatın ayrıntılarıyla oku

Psikoloji 4 dk okuma Derya Kocaman

Eskiyen Ama Atılamayan Eşyalar: Bağlanmanın Psikolojisi

Kullanılmadığı halde elden çıkarılamayan eşyaların ardında tanışıklık, kayıp duygusu ve kimlik vardır. Karar vermeyi kolaylaştıran yollar neler?

Her evde bir çekmece vardır: içinde ucu kırılmış bir anahtarlık, artık kullanılmayan bir telefon, tabanı incelmiş bir terlik ya da kulpu çatlamış bir bardak durur. Kimse onları kullanmaz, kimse de atmaya eli varmaz. Bu tereddüt tembellikten ya da düzensizlikten ibaret değildir. Uzun süre elimizde kalan nesnelerle kurduğumuz bağ, gündelik hayatın en az fark edilen ama en yaygın duygusal ilişkilerinden biridir ve atma anında kendini birdenbire gösterir.

Tekrar, Nesneyi Nasıl Yakınlaştırır

Bir eşyayı ne kadar sık kullanırsak, o eşya bizim için o kadar tanıdık hale gelir. Her sabah aynı bardaktan su içmek, aynı çantayı omuza almak, aynı anahtarlığı avuçta çevirmek zamanla bir tanışıklık kurar. Bu tanışıklık, nesneyi işlevinden ayırıp kişisel bir işarete dönüştürür. Artık o bardak sadece bir kap değil, sabahların bir parçasıdır. Yerine geçecek yeni bir bardak aynı işi görse bile, aynı tanışıklığı taşımaz.

Eşyanın Taşıdığı Zaman

Eskimiş bir eşya, üzerinde yaşanmış zamanın izini taşır. Aşınmış bir kayış, solmuş bir kumaş ya da yıllar içinde parlamış bir sap, o dönemin kanıtı gibi durur. Nesneyi elden çıkarmak, o zamanı da paketleyip kapı dışına koymak gibi hissettirir. Oysa hatıra eşyada değil, hatırlayanda durur. Bu ayrımı sözle kurmak kolay olsa da, kutuyu kapatırken hissedilen tereddüt bu ayrımın ne kadar zorlandığını gösterir.

Sahip Olmanın Değeri Yükseltmesi

İnsanlar ellerinde bulunan bir şeye, aynı şeyi satın alırken ödemeye razı olacaklarından daha yüksek bir değer biçme eğilimindedir. Bir eşya bir kez bizim olduğunda, onu bırakmak bir kayıp gibi kaydedilir. Bu yüzden ikinci elde satmak istediğimiz eşyaya koyduğumuz fiyat, alıcıya çoğu zaman yüksek gelir. Atılamayan eşyanın arkasında da benzer bir hesap vardır: kullanılmadığı halde vazgeçmek, tarafsız bir işlem değil, bir kayıp olarak yaşanır.

"Bir Gün Lazım Olur" Cümlesi

Atmayı erteleten en yaygın gerekçe budur. Belirsiz bir gelecekte ortaya çıkacak bir ihtiyaç, bugünün düzensizliğine bahane olur. Bu cümlenin işlevi, kararı sonsuza kadar ertelemektir; çünkü "bir gün" hiçbir zaman gelmez ve gelmediği için de karar hiç sınanmaz. Cümleyi işler hale getirmenin yolu ona tarih eklemektir. Somut bir zaman aralığı belirlendiğinde, o süre dolduğunda karar kendiliğinden verilmiş olur.

Kimliğin Nesnelere Yayılması

Bazı eşyalar, kendimizle ilgili bir tanımın taşıyıcısıdır. Yıllar önce alınmış bir spor ayakkabı, uzun süredir dokunulmamış bir müzik aleti ya da yarım kalmış bir el işi kutusu, "ben böyle biriyim" duygusunu ayakta tutar. Bunları elden çıkarmak, sadece bir nesneden değil, kendine dair bir iddiadan da vazgeçmek gibi hissedilir. Bu yüzden dolaptaki en zor kalemler, en az kullanılan ama en çok anlam yüklenen parçalardır.

Harcanan Emek ve Paranın Gölgesi

Pahalıya alınmış ya da uğraşarak edinilmiş bir eşyayı atmak ayrıca zordur. Ödenen bedel geri gelmeyecek olsa bile, elden çıkarmak o harcamayı boşa çıkarmış gibi görünür. Oysa geçmişte ödenen para bugünün kararını değiştirmez; eşya kullanılmıyorsa saklamak o parayı geri getirmez, sadece yer ve dikkat harcatmaya devam eder. Kararı bugünkü kullanım üzerinden vermek, bu ikilemi çözen en sade yaklaşımdır.

Karar Vermeyi Kolaylaştıran Yöntemler

Duygusal yükü azaltmanın birkaç pratik yolu vardır. Kararsız kalınan eşyaları bir kutuya koyup tarih yazmak, o süre boyunca aranıp aranmadığını gösterir. Bir eşyayı atmak yerine ihtiyacı olan birine vermek, kaybı bir aktarıma çevirir. Fotoğrafını çekip saklamak, hatıranın nesneden ayrılabildiğini somut biçimde gösterir. Hepsinden önce, bir seferde her şeyi elden çıkarmaya çalışmamak gerekir; küçük ve sınırlı bir alanla başlamak daha sürdürülebilirdir.

Ne Zaman Endişelenmeli

Eşyaya bağlanmak olağan bir insan halidir. Ancak biriktirme, evin odalarını kullanılamaz hale getiriyorsa, kişinin sağlığını ya da ilişkilerini zorluyorsa, eşyayı elden çıkarma düşüncesi belirgin bir sıkıntı yaratıyorsa durum farklıdır. Böyle bir tabloda düzen tavsiyeleri yetersiz kalır ve bir uzmandan destek almak gerekir. Aradaki farkı belirleyen ölçüt, eşyanın hayatı kolaylaştırmayı bırakıp kısıtlamaya başlamış olmasıdır.

Bırakmak da Bir Alışkanlıktır

Elden çıkarmak, tıpkı biriktirmek gibi tekrarla öğrenilir. İlk birkaç karar zorlanarak verilir; sonrakiler daha az yorar. Zamanla kişi, bir eşyayı gerçekten kullanıp kullanmadığını daha çabuk fark eder ve karar süresi kısalır. Eskimiş eşyaların ardında duran duygu yok olmaz, ama yönetilebilir hale gelir. Boşalan çekmece de aslında yer açmaktan fazlasını yapar: hangi nesnelerin gerçekten gündelik hayatın içinde olduğunu görünür kılar.